Kendi kendine bakım vermek, kendine bakmak dendiğinde ne geliyor aklına? Hiç bunun üzerine düşündün mü? Bakım verme kavramı, çoğunlukla güçsüz veya aciz durumda olan birine yapılan destek, verilen bakım gibi hissettiriyor ilk duyulduğunda… Doğruluk payı da var elbette. Örneğin, çocuklar yetişkinlik dönemine erişene kadar bakıma muhtaçlar. Ebeveyn rolündeki kişi çocuğa bakım vermekle yükümlü. Bu örnekler çoğaltılabilir ama bugün konuşacağımız konu bu değil. Bizim konumuz, kendi kendine bakım verme meselesi.
Sözlük anlamındaki “bakım verme” tanımını geçelim ve kendimize bakalım. Öncelikle çocukluk dönemlerimizi düşünelim. Düştüğümüzde, hastalandığımızda, veya bir sebepten kötü hissettiğimizde bizi ayağa kaldıran, yeniden cesaretlendiren, yaralarımızı sarıp sarmalayan ebeveynlerimiz vardı. Her ne kadar ebeveynlik bir ömür devam etse de günün sonunda, artık yetişkin olup kendi hayatlarımıza adım attığımızda sorunlarla da baş başa kalıyoruz. Düştüğümüzde, cesaretimizi kaybettiğimizde, bazen kayıplar yaşadığımızda… Günün sonunda yalnızız. Peki bu durumda çocukken bize verilen bakımı şimdi kim verecek? Elbette, kendimiz. Bu, söylemesi kolay ama hayata geçirmesi epey zor bir mesele. Yetişkin olduğumuz an, bu defa da biz başka insanların bakım vereni oluyoruz. Belki bir çocuğun, bir yaşlının… Kendine bakım verme kavramına o kadar uzağız ki, bu gereklilik aklımızın ucundan dahi geçmiyor. Bir süre sonra, duygusal anlamda bakımdan mahrum kaldığımız için tükeniyoruz. Zaman geçtikçe, bu bakımsızlık daha da gözle görülür hale geliyor. Günlük işlerimizi yapmakta dahi güçlük yaşamaya başlıyoruz. Halbuki zamanında gerekli duygusal bakımı kendimize vermiş olsaydık, belki de bu tükenmişliği hiç yaşamayacaktık.
Peki sadece duygusal anlamda mı bakım vermeliyiz kendimize? Elbette hayır. Kendinizi, çok sevdiğiniz birinin sorumluluğunu üstlenmişsiniz gibi hayal edin. Bu kişi sizin bakımınıza muhtaç olsun. Muhtemelen, ona elinizden gelen en iyi şekilde bakmaya çalışırdınız. Sağlığı için iyi olan besinleri pişirir, sağlığı için tüm gereklilikleri yerine getirir, kendisi için zararlı olabilecek her türlü şeyden uzak kalmasını sağlamaya çalışırdınız. Peki bunu kendiniz için yapıyor musunuz? Çünkü aslında, burada bahsi geçen ve sizin bakımınıza ihtiyaç duyan kişi aslında sizsiniz… Bedenimiz için gerekli besinleri almak, sağlığımıza zarar verecek alışkanlıklardan olabildiğince uzak durmak, bedenimizi elimizden geldiğince hareket ettirmek… Elbette bu örnekler artırılabilir. Ana mesele, kendine de tıpkı bir çocuğa bakıyormuşçasına özenle bakmak ve bunu bir lüks olarak değil ihtiyaç olarak görmek…
Bu bakım verme gerekliliğini ikiye ayırabiliriz gibi görünüyor. Duygusal bakım ve fiziksel bakım. Duygusal bakımın içerisine gün içerisinde kendine vakit ayırmak, hobi edinmek, meditasyon yapmak, yorulduğunda durmak ve dinlenmek, kendini anlamak için belirli konuların üzerine düşünmek, ihtiyaç duyuluyorsa terapiye başlamak gibi örnekler sıralanabilir. Bugün hemen başlamak istiyorsak en basitinden, kendimize sevdiğimiz bir yerde kahve ısmarlayabilir, kendimizle baş başa vakit geçirebiliriz. Her gün, en azından 30 dakikayı her sorumluluktan uzak, yalnızca kendimize ayırmak duygusal bakım noktasında bize epey destek olacaktır. Fiziksel bakım kısmına gelecek olursak, sağlıklı beslenmek, sevdiğimiz bir spor dalına yönelip düzenli egzersiz yapmak (hiçbir şey yapamıyorsak kulaklığımızı takıp yürümek), nefes egzersizlerini öğrenerek bedeni rahatlatmak bizi fiziksel gereklilikler açısından destekleyecektir.
Farkındalığın yaşamımız için ne kadar önemli olduğundan bahsederken “kendini fark etme” dediğimiz kavramı unutabiliyoruz. Kendi varlığının, benliğinin bedeninin farkında olmadan etrafımızın farkında olmamız ne kadar mümkün? Tıpkı bakım verme mevzusunda olduğu gibi farkındalık konusunda da ilk olarak kendimize bakmamız gerek.
Peki kişisel farkındalık ne ile başlar? İşin zihinsel kısmına geçmeden önce fiziksel anlamda bir farkındalık kazanmak işleri kolaylaştıracaktır. Bu noktada ilk çalışma konusunu “nefes farkındalığı” olarak belirlemek pek de yanlış olmayacaktır. Çünkü hayat ilk aldığımız nefesle başlayıp son aldığımız nefese kadar devam eden bir nefesler bütünüdür. Nefesinin farkına varmak yaşadığının, hayatta olduğunun farkında olmak demektir. Bu farkındalık biçimi en temel farkındalık halidir.
Peki nefes farkındalığı kazanmak, farkındalık yolculuğumuzda önemli bir adım olmasının yanı sıra bize neler sağlar? Öncelikle, farkındalıkla nefes almak anda kalmaya destek olur. Anda kalmak, kaygı düzeyimizi azaltır, panik atak ve anksiyete bozukluğu gibi rahatsızlıklarla baş etmeyi kolaylaştırır. Nefesimizi kontrol etmeyi öğrendikçe, duygu ve davranışlarımızı regüle etmeyi öğreniriz. Örnek vermek gerekirse, kaygılı hissettiğiniz bir anda yapacağınız sakinleştirici bir nefes egzersizi birkaç nefes içerisinde kalp atışlarınızı yavaşlatacak, nabzınızı düzenleyecek, kan basıncınızı düşürecek ve otomatik olarak sakinleşmenizi sağlayacaktır. O halde nefesini yöneten, yaşamını yönetir demek pek de yanlış olmayacaktır.
Peki nefes farkındalığını nasıl kazanabiliriz. Elbette hayatın her alanında olduğu gibi bol pratikle. Gün içerisinde size uygun bir zamanda, yalnızca 5 dakikalığına gözlerinizi kapatın ve alıp verdiğiniz nefesin farkına varmaya çalışın. Nefesi alırken havanın burun deliklerinizde bıraktığı hisse bakın… Aldığınız havanın bütün bedeninizi dolaşmasını ve daha sonra aynı yolu izleyerek burun deliklerinizden çıkmasını, yeniden havaya karışmasını takip edin… Bu çalışmayı her gün yapın. Bunun dışında, nefes egzersizleri ve meditasyon çalışmaları da nefes farkındalığı geliştirmenizi destekleyecektir.
Bu hayatta bizi en güvende tutan yer neresi? Her gün iyilik halimiz ve güvenliğimiz için çalışan ve tek gayesi bizi hayatta tutmak olan? Dilersen cevap vermek için biraz burada kal ve düşün…
Cevap sizi şaşırtabilir ancak üst paragrafta bedenimizden söz ediyoruz. Bizi güvende tutmak için var gücüyle çalışan, her gün yenilenen, bizim için yeni hücreler üreten, bağışıklık sistemi ile zararlı organizmalara karşı bizi koruyan, ve daha birçok özelliği yalnızca bizim iyilik halimiz için kullanan bir yapıdan söz ediyoruz. Sizin için bu kadar uğraşacak, didinecek, deyim yerindeyse saçını süpürge edecek bir başka şey var mı hayatınızda? Öyleyse yaşadığımız süre boyunca en güvende olduğumuz yer bize ev sahipliği yapan bedenimiz diyebiliriz.
Peki bedeninin, bu nazik ve düşünceli ev sahibinin ne kadar farkındasın? Sesine ne kadar kulak veriyorsun? Yoksa hiç duymuyor ve ona kulaklarını tıkıyor musun? Beden farkındalığı, nefes farkındalığı ile birlikte farkındalığın en temel noktalarından birisidir. Farkındalıktan söz ediyorsak beden farkındalığını es geçerek ilerlemek mümkün değil. Önce bedenimize bakmalı, daha sonra yeşeren farkındalığımızı sulamaya başlamalıyız.
Beden farkındalığı, farkındalık geliştirmenin yanında birçok başka avantajı da getirir. Öncelikle, tıpkı nefes farkındalığında olduğu gibi ana dönmemize destek olur. Bedeni izlemek bir çeşit meditasyondur ve kaygıyı azaltır, stres yönetimi konusunda bize destek olur. Diğer yandan, bedeni taramak ve sesini duymayı öğrenmek duygularımızın bedendeki yansımalarını görmemizi de kolaylaştırır. Örneğin üzgün hissettiğimiz bir anda bedenimizin bize ne söylediğini, neye ihtiyaç duyduğunu artık duyabilir oluruz. Bu sayede duygu sağaltımı ve regülasyonu konusunda kendimizi geliştirerek daha kaliteli bir yaşama adım atmış oluruz. Tüm bu nedenlerden dolayı farkındalık çalışmaları ilk olarak nefes ve beden farkındalığı ile başlar.
Peki beden farkındalığı çalışmaları nasıl yapılır? Beden tarama meditasyonları, beden farkındalığı kazanmak için oldukça kıymetli çalışmalardır. Bu meditasyon çeşidinde, uzanarak gözler kapatılır ve vücudun her bir bölümü ( ayak parmaklarından başımızın saçlı derisine kadar) ayrı ayrı fark edilmeye çalışılır. Her bir bölgede 1.5-2 dakika civarı kalınır. Bu çalışma yönlendirmeli meditasyon ile daha kolay yapılacağından, sevdiğiniz bir eğitmenin beden tarama meditasyonları ile çalışmalarınıza başlayabilirsiniz.